Posted by: modalife on: 08/06/2009
Anne adayları, ağrılarını azaltmak, kaslarını gevşetmek için dans ediyor. Ayşe Öner Hamile Eğitim Merkezi’nde anne adayları, hamilelik döneminde değişen vücut dengelerine yeniden kavuşmak, doğumu kolaylaştırmak ve bel ağrılarını dindirmek için oryantal dans figürlerinden yararlanıyorlar.
Bir kadının bedeni ve ruhuyla yaşadığı en önemli deneyimlerden biri olan hamilelik, özellikle bilinçli anne adayları için keyif alınan bir sürece dönüyor. Annelik provasını eğitim merkezinde yapan anne adayları, özellikle hamileliğin son döneminde yaşadıkları ağrıları azaltmak, vücut duruşunu düzeltmek, doğumu kolaylaştırmak için farklı egzersiz programlarından yararlanıyor.
Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Bölümü mezunu olan, mesleki tecrübesini kendi adına açtığı Ayşe Öner Hamile Eğitim Merkezi’nde anne-baba adaylarıyla paylaşan Ayşe Öner, anne adaylarına göbek dansı yaptırıyor. Karnı burnunda anne adayları, egzersiz hareketlerinin yanı sıra göbek hareketleriyle değişen vücut dengelerini bulmaya çalışıyorlar.
Ayşe Öner, bebeğin anne karnındaki hareketlerinin öne, geriye, yana ve dönme
şeklinde olduğunu belirterek, "Bebeğin anne karnında yaptığı hareketleri
yapıyoruz. Gebelik döneminde statik denge değişir. Bel çukuru derinleşiyor, sırt
kamburlaşıyor. En çok da omurganın alt bölümlerindeki ağrılardan şikayet
ediliyor. Karnı yuvarlama, daire, sekiz ve spiral hareketleri karın kaslarının güçlenmesini
sağlıyor, duruşu düzeltiyor. Yaptığımız dans kalça tabanlarını gevşetip
kuvvetlendiriyor, ağrıların azalmasına yardımcı oluyor" diyor.
Ayşe Öner’e göre hamileliğin son dönemlerinde karnın büyümesi göbek dansı figürlerini
yapmayı kolaylaştırıyor. Öner, göbek dansının hamilelere yararları konusunda
şunları söylüyor: "Bebeğin anne karnında yer değiştirmesi, göbek atmaya
benzer dalgalanmalar yapıyor. Bizim yaptığımız egzersizleri Batı’da birçok merkez
kullanıyor. Hamileler göbek dansı figürleriyle doğuma hazırlanıyor. Çünkü bu
figürler, kadının hamilelikte bozulan duruşunu düzeltiyor. Seksüel yaşamına da
katkı sağlıyor. Yaşam sevincini arttırıyor. Kadınlar gebelik döneminde en çok
cinsel bölgedeki enerjiyi hisseder. Karınları büyüdüğünde ortaya çıkan ağrı
şikayetlerini, o bölgedeki enerjiyi serbest bırakıp tüm vücuda yayılmasını
sağlayarak gideriyorlar. Karın içindeki organların hareketleri hızlanıyor. Karnı
yuvarlama hareketinin doğuma da katkısı oluyor. Bebek ilerlemediğinde, yuvarlama
hareketiyle bebek aşağıya doğru itiliyor. Doğum sonrasında karın kaslarının
toparlanmasına katkıda bulunuyor. Kasları kuvvetlendiren, gevşemeyi öğreten, dengeyi
getiren birçok egzersiz programı mevcut. Göbek dansı da bu egzersizlerden biri. Müziği
açtığımızda herkes bu ritme kendiliğinden kapılıyor."
Haftada 4 saat
Ayşe Öner Hamile Eğitim Merkezi’nin kursları hafta içi ve hafta sonu olmak üzere iki
grupta yapılıyor. Merkezde yapılan 22 saatlik çalışmanın, 11 saati eğitim, ikinci
11 saati nefes çalışmaları ve fiziksel egzersizler şeklinde oluyor. Baba adayları da
kurslara katılıyor. Babalara özellikle nefes egzersizleri, masaj teknikleri, kadının
kaslarını gevşetmesine yardımcı olacak manevralar öğretiliyor. Ayşe Öner,
"Emzirme dışında annenin yapacağı her şeyi baba da yapabilir. Babanın her
şeyin bilincinde olmasını sağlıyoruz. Merkezimizde anne adaylarına, doğum
sırasında bebeğine ve kendisine yardımcı olacak becerileri öğretiyoruz. Burada hem
sağlıklı bir bebeğe sahip olmak, hem de iyi bir doğum deneyimi yaşamak isteyen
annelere gereken her şey hakkında eğitim veriliyor" diyor.
Posted by: modalife on: 08/06/2009
Eğer çocuğunuz normal çocuklar gibi davranmıyor, gün geçtikçe aranızdaki uçurum fazlalaşıyor, siz sinir küpü oluyorsanız ona bakışınızı değiştirin. Çünkü o henüz tanım konamayan “indigo” çocuklardan birisi olabilir. Çocukların yaramaz olması, söz dinlememesi yaygın ve kabul gören bir durumdur. Fakat düz duvara tırmanıyor, bir koltuktan diğerine uçarak gidiyor, yaşından önce konuşuyor, kendisine ‘çocuk’ muamelesi yapılmasına kızıyorsa hem aileler hem de doktorlar tarafından ‘hiperaktif’ olduğu varsayılır. Oysa ki aşırı yaramaz, yaşından beklenmeyecek kadar zeki ve ailesiyle kavga edecek kadar uyumsuz bir çocuksa o belki de bir ‘indigo’dur.
Onlar bizim bildiğimiz tarzda çocuklar değil. Anne-babalardan çocuklarına geçerek nesilden nesile aktarılan klasik eğitim tarzını kesinlikle reddediyor. Kendi yöntemlerinizle bir şeyler yaptırmanız neredeyse imkansız. Saygı duymak ve görmek istiyor. Hiçbir zaman bebek muamelesi yapılmasından hoşlanmıyor. Çok küçük yaşlarda bile onlarla her şeyi konuşmanız gerekiyor. Duygusal sömürüye hiç gelemiyor. Onlar için her durum karşısında değişmeyen sevgi belirtileri çok önemli.
Bakışları, olaylar karşısındaki duruşları çok net ve keskin. Algıları ve sezgileri yüksek. Enerjileri çok fazla. Uzmanların bir kısmı hiperaktif teşhisi koysa da hem kendileri hem de aileleri bunu kabul etmiyor.
Çünkü onlarda öğrenme problemi, dikkat eksikliği görülmüyor. Herhangi bir
bilgiyi öğrenmesi için yapmanız gereken tek şey; mantıklı açıklamalarla bunun
gerekliliğini anlatmak. İndigo çocukları araştıran kişilere göre de bırakın öğrenme
bozukluğunu 21. yüzyılın kurtarıcısı olabilme potansiyeline sahipler. Sosyal
ilişkileri ise güçlü.
Nereden çıktı bu indigolar?
İlk olarak 1982 yılında Nancy Ann Tappe “Yaşamınızı Renk Yoluyla Anlama”
kitabında indigo kavramından bahsetti. Çocukların davranış kalıpları ilk kez bu
kitapta tanımlandı. Doğruluğu ise yaşayan birçok kişi tarafından onaylandı. Bu
kitap sayesinde “indigo çocuk” kavramı gündeme alındı. 1986 yılında da
danışman ve konuşmacı Lee Carroll ve Jan Tober ‘İndigo Child-The New Kids Have
Arrived’ isimli kitaplarında bu çocukları anlattı. Kitabı yazma nedenlerini ise şöyle
açıklıyorlar: “Biz anne-babalardan yeni bir sorun türünü işitmeye
başlamıştık. Zor ve garip yapıdaydılar. Onlar yetişkin ve çocuk rollerinde
beklenmedik davranışlar gösteriyor ve kendi kuşağımızın deneyimlerine aykırı bir
yer değiştirmeyi temsil ediyordu. Aynı şeyi uzmanlar da kendi aralarında konuşmaya
başlamıştı. Sorunlu anne-babalar artık ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Bu
çocukları incelemeye aldık. Çünkü anlaşılmaya ihtiyaçları vardı.
Anlaşıldıkları takdirde de geleceğin en etkili bireyleri olacaklardı.”
İndigo çocuklar hakkında birbirine benzeyen değişik tanımlamalar var. Genel ve kesin
bir tanımlama getirilemiyor. Çünkü, tıp dünyası bu çocukların var olduğunu kabul
etmiyor. Bu tarz çocuklar için tek bir tanımlama var. O da hiperaktif. Fakat, indigo
çocuklara sahip ailelerin çocukları hiperaktiflikten uzak.
Anormal olan onlar değil, bizleriz
Tanımlar arasında farklılıklar olsa da genel anlamda indigo çocuk; “bir dizi olağandışı
psikolojik nitelik sergileyen, daha önce belgelenmemiş bir davranış biçimi gösterip
özel davranış şekilleriyle muamele gerektiren ve klasik eğitim düzenini yıkmayı
amaçladıklarına inanılan çocuklar” olarak tanımlanıyor.
Bebeğim Kreş’in 18 yıldır sahibi ve yöneticisi Ayla Özaygen de bir indigo çocuk
annesi. Bu kavramı Türkiye’de ilk olarak gündeme getiren kişilerin başında
geliyor. Kreşte bulunan çocukların bir çoğu da ingido çocuklardan oluşuyor.
Özaygen, indigo çocukların bir yere kadar anlatılabiliceğini düşünüyor. İndigo
çocukları araştırma nedenini de şöyle açıklıyor: “18 yıldır çocuklarla
birlikteyim. Bir şeylerin iyi gitmediğini, yetmediğimi düşünüyordum. Bazılarının
çok daha farklı olduğunu anlıyordum. Onların keskin tavırlarını çözemiyordum.
Kroyon dizisini okudukça çocukları biraz daha çözümlemeye başladım. Anormal olan
onlar değil, biziz demeye başladım.”
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sema Özörnek’in 2,5 yaşındaki oğlu
Deniz, bir indigo. Özörnek, mesleği itibariyle birçok çocukla içiçe. Dolayısıyla
Deniz’in farkını anlaması kolay olmuş. Özörnek, anne-babaların kendi aile
sorunları yoksa ve ruhen rahatlarsa çocuklarının davranışlarını daha kolay analiz
edebileceklerine dikkat çekiyor. “Daha 2 yaşındayken beni yönlendirmeye başladı.
Konuşamıyordu, ama neyi nasıl istediğini anlatıyordu. Evde istediği düzenin nasıl
olduğunu öğretiyordu. Eşyalarının kendi isteği dışında konmasına itiraz
ediyordu.” diyor.
Ekonomist Yasemin Pınar Aktürk’ün kızı İlayda da 2,5 yaşında. Dokuzuncu aydan
beri konuşuyor, yürüyor. Annesine göre yetişkin olarak yapması gereken her şeyi
yapabiliyor. Büyük insanlar gibi olayları iyi ve net tanımlayabiliyor. Doğru
kelimeleri doğru zamanlarda kullanıyor. Birçok indigo gibi onu ikna etmek çok zor ve
yapacağınız her eylemin mantıklı bir nedenini sunmak zorundasınız. Yaşıtlarına göre
fazlasıyla hareketli. Bir türlü öğle uykusuna yatırılamayan İlayda annesinin “Öğle
vaktinde uyuman gerekiyor. Çünkü, senin büyümeni sağlayacak büyüme hormonu ancak
bu şekilde görevini yerine getirebiliyor. Büyümek istiyorsan uyuman gerekir.” açıklamasından
sonra uyumaya başlıyor.
İndigolar kişisel konforu bozuyor
Yasemin Pınar Aktürk, kızı İlayda sayesinde hayata bakış açısının değiştiği
görüşünde; “İlayda’ya anlamsız, sizin bile tanımlayamayacağınız şeyleri
kesinlikle söylememeniz, ağzınızdan çıkan her şeyin nedenini nasılını
anlatmanız gerekiyor. Doğduğu andan itibaren böyleydi. Poposu pişikken altını
değiştirmek istediğimde hiçbir açıklama yapmadan temizlemeye çalışırsam
bağırıyor, engelleyici hareketler yapıyordu. Onun altını neden temizleyip krem sürmem
gerektiğini anlattığımda sesini bile çıkarmıyordu.”
Burak Akkurt 18 yaşında ve lise son sınıf öğrencisi. “Keyifli Yaşam” isimli
danışmanlık merkezinin ortaklarından ve reiki dersleri veriyor. Ayrıca indigo
çocuklara da danışmanlık yapıyor. Onların problemlerine yardımcı olmaya çalışıyor.
Çünkü, kendisi de bir indigo. Akkurt’a göre indigo çocuklar zor ve farklılar…
Duygu sömürüsüne boyun eğmeyen, bilinen eğitim sistemini değiştirmeye gelen
karakterist kişiler. Hatta alışılagelmiş, üstünde düşünülmeyen şeyleri düşündürerek
insanların kişisel konforunu bozmaya çalışanlar olarak da tanımlanabilir.
Burak Akkurt da tüm indigolar gibi alışılagelmiş çocuk hallerinin dışındaymış.
Daha 8 aylıkken konuşup yürümeye başlamış. Altı yaşındayken kendisinin bir
indigo olduğunu öğrenmiş. Annesi kendisini tanımlamaya, anlamaya çalıştığı için
büyük çapta problem yaşamamış. Burak’ın en katlanamadığı şey anlamsız
kurallar ve klasik eğitim sistemi. Öğretmeni, öğretmeye çalıştığı şeylerin
nedenini anlattığı sürece başarılı bir öğrenci olmuş. Aksi durumda ise öğrenememiş.
Şimdi üniversite sınavlarına hazırlanıyor ve psikoloji okumak istiyor.
İlkokuldayken başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor: “Matemetik derslerini hiç
sevmezdim. Bana anlamsız gelirdi, kavramlar, formüller… Neden öğrenmem gerektiğini
de öğretmenim anlatamıyordu, yapamıyordum. Sonra öğretmenim matematik dersinin
beynimi, düşünme gücümü kuvvetlendirdiğini örneklerle açıkladı. O yıl okulda
matematik birincisi oldum.”
Başka bir indigo da Larzan Aras’ın ilkokul dördüncü sınıfta okuyan oğlu Tuna.
Tuna ilkokula başlayana kadar hiç konuşmamış. Bunun için Tuna’yla yaşamak Larzan
Aras’a sıkıntılı günler getirmiş. Fakat Tuna, 2.5 yaşında iken onun bir indigo
olma ihtimalini öğrenmiş. Tuna’yı annesi şu cümlelerle tanımlıyor: “Sınır
çizilmesini istemeyen, saygı duymayı seven ve saygı bekleyen, karşı tarafın bir
zayıflığını hissederse bunu sonuna kadar kullanan, asla zevzekleşmeyen, ciddiyetini
hep koruyan, ona düzgün davranıldığında düzgün karşılık veren bir çocuk.”
Bir indigoya nasıl davranılmalı?
İndigolar, davranışları, duruşları, tepkileri ve duygularıyla sıradan çocuklardan
farklı. Bu farklılık da ister istemez onlara karşı farklı muameleyi gerektiriyor.
Eğer onları çözümleyip bir indigo olduğunu anlayabilir ve doğru davranabilirseniz
sorunsuz; hatta mükemmel bir çocuğunuz olduğunu düşünmemek elde değil. Fakat, onu
anlayamıyorsanız ya da gerekli değişimi yaşayamadıysanız sonu doktorda biten ve
muhtemelen hiperaktif teşhisi konulacak bir çocuğa sahipsiniz demektir. Bundan dolayı
indigolara karşı duruşunuz önemli.
Kreşte indigo çocuklara yardımcı olan Ayla Özaygen, bir indigoya karşı kesinlikle dürüst
olmanız, eğer bir durum karşısında korkuyorsanız bunu ifade etmeniz ve birlikte
hareket etmeyi istemeniz gerektiğini vurgulayarak, “Kendi nefsinizin arzusuyla
davranış sergilerseniz bu size döner. Ama gerçekten onu düşünüyorsanız bunu
hisseder. Asla şımartma seviyesinde olmamalı. Öyle bir şımarır ki bununla baş
edemezsiniz.” diye anlatıyor.
İşletme mezunu Nergiz Özcan da bir indigo çocuk annesi… Oğlu Bartu 2,5 yaşında
iken indigo kavramıyla tanışmış. Bartu şimdi 7,5 yaşında… Çok zor günler
geçirdiğini söyleyen Nergiz Hanım, “2,5 yaşına kadar çok agresifti. Ben klasik
yöntemlerle inatlaşarak üstüne gittikçe o, daha da çekilmez oluyordu. Çok zor
günler geçirdim. Sonra doğru davranmayı öğrendikten sonra olumlu tepkiler vermeye
başladı” diyor. Nergiz Özcan’a göre, indigolara kesinlikle emir verilmemeli,
sorunlar karşısında alternatifli çözümler sunulmalı, yetişkin bir birey kabul
edilip hakları gözetilmeli, tabiri yerindeyse adam yerine konmalı.
Doktorlara göre indigo çocuk yok
Dr. Sema Özörnek, klasik yöntemlerin indigo için uygun olmadığının altını
çizerek “Hangi çocuk ‘ayıp’ kavramını bilir? Bir indigoya bunu öyle yapma ayıp
derseniz dünyayı başınıza yıkar. Mantıklı açıklamaları her zaman kabul eder;
ama tek başına bir ‘hayır’ı kesinlikle kabul etmez. Yoksa bu çocuk sorunlu, baş
edemiyorum demeye başlarsınız.” diye anlatıyor.
İndigo çocuklar başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde bir hastalık tanısı
konulmasa da kabul ediliyor, biliniyor, araştırmalar yapılıyor. Birçok doktor da
hiperaktiflikten farklı bir tanımı olduğunu biliyor. Bu tarz çocuklar için özel eğitim
programları yapılıyor. Türkiye’de ise durum daha farklı. Uzmanlar indigo çocukları
kabul etmiyor. Bu tip çocuklar aslında sorunlu varlıklar değil. Fakat doğru
davranılmadığı takdirde sorunlu hale geliyor; çoğunlukla da DES (Dikkat eksikliği)
ya da DEHS (Dikkat eksikliği-hiperaktif) tanısı konuluyor. Aşırı huysuzluk ve
uyumsuzluk gösterdiği için de ritalin adı verilen uyuşturucu ilaçlar veriliyor.
Ritalin ise, çocuğu daha sakin, olgun ve dengeli yapıyor ama gerçekten büyümeyi ve
ona eşlik eden bilgeliği erteliyor.
Nöropsikiyatri Merkezi doktorlarından Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir uzman olarak indigo
çocukların bilimsel olarak kabul edilmediğini söylüyor. İndigo çocukları
hiperaktif çocuklara verilen yeni bir isim ve tıp karşıtı bir hareket olarak
nitelendiriyor. İndigo çocukların hiperaktif çocuklardan farklı olarak öğrenme
bozukluğu ve dikkat eksikliği yaşamadığını söylediğimizde ise durumu şöyle açıklıyor:
“Aslında bu çocuklar da hiperaktif. Tek farkları çok zekiler ve yüksek zekaları
sayesinde hiperaktif olduklarını gizliyorlar. Bunlar, özel olarak eğitilmesi gereken
çocuklar. Belirli davranış kalıplarına uyuyor diye bir çocuğa indigo denemez. Bir
çocuğa hiperaktif teşhisi koyabilmek için onlarca testten geçiriyoruz. Bilim bu kadar
basite indirgenmemeli.”
Dr. Sema Özörnek de bir doktor olmasına karşın indigoyu kabul ediyor ve
hiperaktiflikle karıştırılmaması gerektiği üzerinde duruyor: “Hiperaktiflik çocuğun
haraketliliği olarak tanımlanıyor. Oysa çocuk tabii ki haraketli ve enerjik olacak.
Hiperaktiflerde en büyük belirti öğrenme bozukluğu olmasıdır. Çocuğun dikkatini
toparlayıp bir şey anlatmak zordur. Sadece oyuna konsantre olurlar. İndigo olan
hareketli çocuklara hiperaktif tanısı konuyor, sonra da ilaçlarla uyuşturuluyor.”
Özörnek, bir indigo çocuğun hiperaktif olabileceğini, hiperaktif bir çocuğun da
indigo olabileceğini söylüyor. Çünkü hiperaktiflik bir rahatsızlık ve indigoyu
yanlış davranışlarla hiperaktif boyutuna getirmek hiç de zor değil. Nevzat Tarhan,
indigo kavramının son zamanlarda yaygınlaşıyor olmasından rahatsız. Çünkü bu
çocukların anne-babaları çocuklarının indigo olduğunu kabul edip uzman desteği
alması gerektiği halde almıyor. İndigo kavramını kişilerin büyüttüğünü, her
anne-babanın çocuğunun zeki olduğunu söylemek istediğini, çocuğunun toplum içinde
farklı ve özel algılanmasının hoşlarına gittiğini söylüyor.
İndigonun farkı bellidir
Bebeğim Kreş’den Ayla Özaygen de çocukları indigo olduğu halde ilaç tedavisi
uygulatan kişileri eleştiriyor. İndigoları eğer sürünün bir parçası
yapamadılarsa ilaçlarla sürünün içine dahil etmeye çalıştıklarını savunuyor.
“Her indigo hiperaktif değil, her hiperaktif de indigo değildir.” diyor ve ekliyor:
“Anlayabilene indigonun farkı çok bellidir. Onlar küçük yaşlardan itibaren çok kişiliklidir.
Anlaşılması bazen zor olabiliyor. Bunun nedeni bizim, kalıplarla onlara bakıyor
olmamızdan kaynaklanıyor. Onları anladığınız sürece onlarla yaşamak kolay.”
Üstün zekaları çevrelerindeki her şeyi sorgulamayı, mantık süzgecinden geçirmeyi
doğdukları andan itibaren prensip edinen indigoları tanımlarken sıkça vurgulanan
konulardan biri de yirmibirinci yüzyılı indigo çocukların kurtaracağı. Ayla
Özergen’e göre indigoların zekaları çok üstün demek yalnış. Belirli bir kriter
yok. Ama duygusal zekalarının çok güçlü olduğu söylenebilir. Algılama yetenekleri
bizden farklı. Duygularını devreye sokmadıkları için de algıları fazla. Çabuk öğreniyorlar,
olaylar karşısındaki çözümleri, tavırları kısa ve öz. Bunlar istediği her şeyi
yapabilen çocuklar.
İndigo; bir davranış kalıbına veriler tepkiler. Onlarla yaşadığınız müddetçe
sizi ve yaşantınızı yükseltiyor. Buna izin verirseniz sorun da kalmıyor. Ama klasik
yöntemlerle onun karşısında durmaya çalışıyorsanız o zaman sorunlar başlıyor.
Her iki taraf da birbirinden memnun kalmıyor.
Posted by: modalife on: 08/06/2009
Uzmanlar yıllardır sivilce yaptığı için çikolatadan, yağlı olduğu için çerezlerden, kalbi yorduğu için kırmızı etten uzak durmamız gerektiğini söyledi. Ancak son araştırmalar, doğru tüketildiğinde bu besinlerin sağlık için yararlı olduğunu gösteriyor. İşte zararlılar listesinden çıkarılan besinler. Çikolata
Sivilce yapmaz mutluluk verir
Çikolata iddia edildiğinin aksine sivilce ve migrene neden olmuyor. Kalp ve kansere karşı en az meyvelerdekiler kadar güçlü antioksidanlar içeriyor. Yağ oranının yüksek olduğu doğru ama ana maddesi olan stearik asit, kolesterolü yükseltmez. Çikolata beyindeki serotonin hormonunun salgılanmasını hızlandırıp mutluluk verir.
Nasıl yemeli?
Bitter çikolata yiyin. Çikolata ne kadar ham olursa içindeki kakao yağı o kadar az olur. Bu da kalorilerin azalması anlamına gelir. Ayrıca bitter çikolatada daha çok antioksidan bulunur. Bunlardan uzak durun: Karamelli, soslu çikolataları yemeyin. Bunlar fazla yağlıdır.
Kırmızı et
Yağsız et demir ve çinko deposu
Eğer bıraktıysanız, kırmızı ete tekrar başlayın. Çünkü kırmızı et, zengin
protein kaynağıdır ve özellikle kadınların yeteri kadar tüketmediği B12 vitamini,
demir, çinko gibi besinleri bol bol içerir.
Nasıl yemeli?
Yağsız etleri tercih edin. Bunların 100 gramında 5 gramdan az yağ vardır. Üstelik
kalbe asıl zararlı olan doymuş yağ oranları düşüktür. Sığır filetosu tercih
edin. Sebzeyle sunulan etler sizin için her zaman daha iyidir.
Bunlardan uzak durun:
Kemikli pirzola ve kaburga gibi etlerden uzak durun. Bunlar normal ya da yağsız bir etin
2 katı yağ ve kalori içerir.
Kahve
Şekersiz için dinamik kalın
Kafeinin kalp hastalıklarına, göğüs kistlerine ya da tansiyona neden olmadığı
artık biliniyor. Aksine, özellikle şekersiz içildiğinde alerji belirtilerini
azaltıyor. Ayrıca daha aktif ve uyanık tutuyor.
Nasıl içmeli?
Günde 2-3 fincan kahve içebilirsiniz. Ancak şeker ve krema kullanmamaya özen
gösterin.
Bunlardan uzak durun
Lüks kahve dükkanlarında satılan büyük, kremalı, çikolata soslu şık kahvelerden
fazla içmeyin. Bunların tek bardağında bile 300 kalori olabilir.
Yumurta
Rafadan ye gözlerin keskin olsun
Evet yumurtada kolesterol oranı yüksek. Ama artık kalp için asıl tehlikenin
kolesterol değil, doymuş yağlar olduğunu biliyoruz. Bir yumurtada da yalnızca 5 gram
yağ var. Ayrıca lutein adlı sarı pigment de gözleri koruyor.
Nasıl yemeli?
Kaynamış yumurta tercih edin. Bunun kalorisi çok azdır. Sebzeli ve yağsız omletler
de çok faydalıdır. Yumurtanın sırf beyaz kısmını yerseniz hiç yağ almamış
olursunuz.
Bunlardan uzak durun:
Yumurtayı sosisle, salamla yemeyin. Beyaz ekmekle eşlik edip bol tuz eklemekten
sakının.
Çerez
Kalbi koruyor ve tok tutuyor
Fındık fıstığın yağlı olduğu doğru ama bunlar kalbe iyi gelen doymamış
yağlar. Üstelik araştırmalar badem, ceviz, fındık gibi çerezlerin kilo vermenize
yardımcı olduğunu da gösteriyor. Bir araştırmada diyetine çerez ekleyenler 6
haftada 5 kilo verdi ve bu kiloyu 1.5 yıl korudu.
Nasıl yemeli?
Akşamüstü yiyeceğiniz bir avuç badem yalnızca 170 kaloridir. Sizi tok tutar.
Bunları salatalara ve yemeklerinize de ekleyebilirsiniz.
Bunlardan uzak durun:
Kurabiye, çikolata, dondurma ve keklere eklenen çerezlerden uzak durun. Bunlar kilo
almanıza yol açar.
Posted by: modalife on: 08/06/2009
LTB jeanleri yeni yılda bellerinde kadife kurdeleleri köprülerine taşlı renkil broşlar ve ceplerde strastaş işlemelerle yılbaşı gecesi için alışverişe başlayan gençleri şimdiden renklendiriyor. Dar paça modeller bu sene de revaçta olacağından;
Kolleksiyona yeni jean modeller eklendi stras taşlı süslemeleriyle, elle yapılan özel yıkamalarıyla ve ilk bakışta göze çarpan modelleriyle LTB jeanleri, jean sektöründeki bu iki önemli unsuru bir arada tutarak gençlere kaliteyi sunmaya devam ediyor.
Havaların soğumasıyla birlikte, rengarenk yün çantalar, atkılar, bereler şallar, eldivenler ve kaz tüyü montlarla genç bayanları soğuk günlerde ısıtırken…
Aslında marka giyinmeye özen göstermez diye bilinen bayları bayanlarla yarıştırır hale getiren LTB by Littlebig kışın jean pantolondan sonra üst gurubtaki zenginliğini de bir kez daha ıspatladı.
Broşsuz, işlemesiz, kurdelasız jean pantolon giymek out.
Havaların soğumasıyla birlikte, rengarenk yün çantalar, atkılar, bereler şallar, eldivenler ve kaz tüyü montlarla genç bayanları soğuk günlerde ısıtırken…
Aslında marka giyinmeye özen göstermez diye bilinen bayları bayanlarla yarıştırır hale getiren LTB by Littlebig kışın jean pantolondan sonra üst gurubtaki zenginliğini de bir kez daha ıspatladı.
Posted by: modalife on: 08/06/2009
Egzersiz yapmak için mutlaka bir spor salonuna gidip saatlerce orada çalışmak gerekmiyor. Yürümek, merdiven çıkmak, koşmak, günlük ev işleri de kalori harcamanızı sağlıyor. Zorunlu olarak spor yapmak size sıkıcı geliyorsa, daha hareketli bir yaşam tarzı benimseyebilirsiniz. Yürümek: 1 saatlik yavaş tempoda bir yürüyüş, 70 kilo ağırlığındaki bir kişinin yaklaşık 200 kalori harcamasını sağlıyor.
Merdiven çıkmak: 70 kilo ağırlığındaki bir kişi, 10 dakika boyunca merdiven çıkarak 60 kalori harcayabiliyor.
Koşmak: Yine 70 kilo ağırlığındaki bir kişi 1 saat koştuğunda 700 kalori harcıyor.
Yüzmek: 1 saat boyunca yüzüldüğünde, yaklaşık 600 kalori harcanıyor.
Bisiklete binmek: 1 saat süreyle bisiklete bindiğinizde, 450 kalori yakıyorsunuz.
Ev işi: 1 saat boyunca sizi fazla yormadan yaptığınız ev işleri ile 180
kalori yakmanız mümkün.
Alışveriş: 1 saatlik alışveriş, 150 kalori harcanmasına yol açıyor.
Bahçe işleri: Bahçeniz varsa çok şanslısınız. Çünkü 1 saatlik bahçe işi
345 kaloriye veda demek…
Yemek pişirmek: Ortalama 70 kilo ağırlığındaki bir kişi, 1 saat yemek
pişirdiğinde 135 kalori harcıyor.
Cam silmek: 1 saat cam silmek, 266 kalorinin yok olmasını sağlıyor.
Ütü yapmak: Ütü, saatte 149 kalori harcatıyor.
Araba kullanmak: 1 saat araba kullanmak yaklaşık 70 kilo ağırlığındaki bir
kişinin 261 kalori harcamasına neden oluyor.
Posted by: modalife on: 08/06/2009
Yoksa siz yolda bir yakışıklı gördüğünüzde ne olduğunuzu şaşıran fakat size doğru baktığında gözlerinize inanamayarak kızarıp, bozaran kadınlardan mısınız? O zaman size tavsiyemiz kendinize biraz güvenin ve hiçbir zaman değişmeyecek belirli 3 flört taktiğini bilin. Gülümseyin!
Evet, bu en önemli flört taktiklerinden biridir. Süpermarkette ya da asansörde uzun zamandır hayalini kurduğunuz yakışıklı ile karşı karşıya geldiniz başınızı yerden kaldırın ve ona en seksi gülümsemenizle gülümseyin. İnanın gülümsemek buz gibi bir ortamı bile bir an içinde sımsıcak yapar. Eğer siz ona gülümserseniz o da size karşılık olarak gülümseyecektir böylece amacınıza bir adım daha yaklaşacak ve belki de bir muhabbetin temellerini atmış olacaksınız.
Yalnız gülümsemenin de belirli kuralları vardır. Örneğin gülümseyeceğiniz erkeğin gözlerinin içine bakmalı ve ona gülümsediğinizi belli etmelisiniz.
Eğlenceli olmaktan korkmayın
Komik olmaktan korkmayın unutmayın erkekler kendine güveni olan, zeki espriler yapan kadınlardan hoşlanırlar. Stand-up show yapmanız gerekmiyor fakat onunla buluştuğunuzda patronunuzdan ya da iş
arkadaşlarınızdan esprili bir dille bahsedebilirsiniz. Bu esprilerle konuya girebilir ve daha sonra sohbeti ciddi boyutlara taşıyabilirsiniz.
Küçük oyunlar oynayın
Düşünün ki bir bardasınız ve karşınızda çok yakışıklı bir adam var. İlk hamleyi yaptınız ve ona gülümsediniz o da size gülümsedi, espri de yaptınız sohbet başladı. Fakat etrafınıza baktığınızda böyle yakışıklı bir adamın sizden başka rakipleri olabileceğini tahmin etmek durumundasınız. Sizin onlardan ayrıcalıklı olduğunuzu kanıtlamak için küçük oyunlar oynayabilirsiniz. Örneğin onu övmek yerşne eleştirmeniz hoşuna gidebilir. Tabii bu eleştiri espri düzeyinde olmalı. Erkekler eski bir taktik de olsa zor kadınlardan hoşlanır.
Posted by: modalife on: 08/06/2009
Beslenme ve Diyet Uzmanı P. Taylan Kümeli, “Sentez Diyeti” kitabıyla uzun ve deneyimli meslek yaşamının bütün meyvelerini ilk kez Türk okurlarıyla paylaşıyor.
Mutfağımızda doğulu, iş hayatımızda batılı olarak yaşıyoruz. Bedenimiz bu çatışmanın kötü sonuçlarının arenası adeta. Dünyadaki en son özgün diyet çalışması olan Sentez Diyeti işte bu çatışmayı çözerek bedenimizin bu ikili yaşama uyumlanmasını maksimum farkındalıkla sağlıyor.
SENTEZ DİYETİ nedir?
Beslenme ve diyet uzmanı P. Taylan Kümeli tarafından dünyada ilk kez ortaya konulan bu diyet genellikle batılı yaşam tarzını benimsemiş ve sosyal yaşamlarında geleneksel beslenme alışkanlıklarını sürdüren kişi ve toplulukları içine alıyor. Türk toplumu, dünyada sentezli bir yaşama biçimine sahip olması bakımından “Sentez Diyeti”nin gerçek muhatabı . Son yıllarda batılı ülkelerde geleneksel beslenme biçimlerinin öne çıkması da “Sentez Diyeti”nin dünyadaki önemini ortaya koyuyor
Homo Sapiens’ten günümüze insan artık evriminin Homo Obesus aşamasında. Yüzbinlerce yıl öncesinin canlı varlıkları arasından yeryüzünde tekerleği, ateşi, silahı ve yazıyı keşfetmesiyle öne çıkan ve Homo Sapiens, günümüzde kendi yaşadığı çevreyi, diğer insanları ve bedenini doymazca yok eden, felakete sürükleyen ve bozan bir Homo Obesus
görünümünde. Bedensiz hareket etmeyi, yemek pişirmeyi, kendini korumayı ve diğer
varlıklar ile belleği arasında iletişimi gerçekleştiren bu beden, bugün tıpkı
Sisifos gibi sürekli tekrarlanan, tekrarlandıkça da anlamsızlaşan bir kaderin pençesinde:
Obezite!..
Latince’de obesus yemek yeme anlamına gelen “obedere”nin geçmiş zaman halidir.
Obezite başta gelişmiş ülkelerde olmak üzere tüm dünyada prevalansı giderek artan
bir dünya sorunu haline gelmiştir. Eğer kendi inisiyatifinizle beslenme önerileri araştırıyorsanız
neye ulaşmak istediğinizi iyi bilmelisiniz. Kilo mu vermek ya da almak mı istiyorsunuz?
Spor yapmak için daha fazla enerjiye mi ihtiyaç duyuyorsunuz? Kanınızdaki kolesterol,
ürik asit seviyesini düşürmek ve daha sağlıklı bir şekilde yaşamak mı
istiyorsunuz? İlerdeki hedefiniz hakkında düşünün ve bu hedefler hakkında “gerçekçi”
olun. Mucizeleri ve sihirli formülleri lütfen unutun! Vasıflı bir uzman yaşam
tarzınızla ilgili değişikliklere ve beslenme seçiminize odaklanacaktır; çabuk
sonuçlara, mucize tedavilere ya da pahalı diyet yardımcısı ünitelere değil. Diyet
esnasında hiçbir uzmana danışmadan sadece kendi tercihinizle kullandığınız
ürünleri de diyet uzmanına anlatın. Bu anlatım kullandığınız tüm şifalı
bitkileri ve diğer ürünleri kapsasın. Bazı yardımcı ürünler, bazı ilaçlarla
etkileşime girebilir. Diyete yardımcı bazı ürünler aşırı dozda ya da bilinçsizce
kullanılırsa sağlık problemlerine neden olabilir.
Taylan Kümeli kimdir?
Taylan Kümeli, 14.12.1962 yılında Ankara’da doğdu.1986 yılında Hacettepe
üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünden dereceyle mezun oldu. 1986-1988 yılları
arasında O.D.T.Ü. Gıda Mühendisliği bölümünde master’ını tamamladı. 14 yıl
gıda sektörününde Gıda Teknolojisi, Catering, Kurumsal Beslenme gibi konularda çalıştıktan
sonra, Tedavici Diyet Uzmanlığı’na yöneldi. Nestle Gıda Sanayii’nde Danışman
Diyet Uzmanı, Cosmopolitan dergisinde köşe yazarı, Obesite ve Diabet merkezlerinde gönüllü
diyetisyen olarak çalışan Taylan Kümeli Zayıflatıcı ve Tedavici Diyetisyen olarak
kendi muayenehanesinde çalışma yaşamını sürdürmektedir.
Posted by: modalife on: 08/06/2009
Uzun zamandır sevgiliniz yok ve neredeyse hayat boyu yalnız kalacağınız fikrinizi kabullenmek üzeresiniz. Yine de ümidi kesmeden önce şöyle bir düşünün: Acaba elinizdeki bütün fırsatları değerlendirdiniz mi? Bir erkekle birlikte olmanın ne demek olduğunu unutacak kadar uzun süredir flörtü olmayan yakın dostlarımın şikayetleri hep aynı: Ortada adam yok. Oysa hayallerinizin erkeğiyle her an her yerde karşılaşabilirsiniz, biraz gözünüzü açın yeter.
Aile vasıtasıyla
Gerç insanların büyük bir kısmı, anne babaları aracılığıyla yeni bir erkekle ya da mesale bir aile dostlarının oğluyla tanışmnanın görücü usulüne doğrudan giriş anlamına girdiğini düşünerek, bu tip teklifleri büyük bir hiddet ve kesin bir dille reddederler. Oysa bu tavır dar kafalılık anlamına geliyor. Sonuçta kimse size baskı yapıp, “Bu adamla evlenmek zorundasınız” demiyor. Ama ya hoşlanırsanız?
Konserde…
Malum, konserler her zaman insanların kendilerini rahat hissettiklerni, keyifli ve
kaynaşmaya açık oldukları bir atmosfer yaratır ve size düşen de bu atmosferden
yararlanmak. Sokakta ya da barda gözünüze kestirdiğiniz bir erkeğe yaklaşmaya
cesaret edemiyor olabilirsiniz ama konser ortamında bunu yapmamanız için hiçbir neden
yok.
Tatilde
Yeni erkeklerle tanışmak için en ideal durumlardan biri de tabii ki tatil. Yalnızlığını
kabullenip bütün gün oturmak yerine, yanınıza bir arkadaşınızı alıp sahilde yürüyüşe
çıksanız, belki de kaderiniz değişecek. Aynı şekilde küçük çaplı kültür
turlarını ve doğa yürüyüşlerini de yabana atmamak gerek.
İnternette
Biraz tartışmalı bir tanışma alanı olsa da bilgisayar başında tanışıp çok
mutlu yaşayan çiftlerin varlığı kesinlikle inkar edilimez. Eğer daha önce bu
yöntemi denemediyseniz ve yalnızlığınız yavaş yavaş sizi bunalım asürükleyecek
raddeye geldiyse, chat sitelerine girerek yeni erkekle tanışabilirsiniz.
Arkadaşlar aracılığıyla…
Evet, belki o çok sevdiğiniz dostlarınız size bugüne kadar bir tane bile elle tutulur
adam getirip sitemlerinize hedef olmaktan kurtulmayı beceremediler, ama hiç belli olmaz.
Sonuçta zevkinizi, yaşam tarzınızı, sosyal konumunuzu ve ne tip erkeklerden
hoşlanabileceğinizi en iyi onlar biliyor. En iyisi siz de biraz daha fazla çaba
gösterin ve arkadşlarınızla başbaşa buluşmanın yanı sıra diğer arkadaşlarıyla
da bir araya gelmeye çalışın. Tanımadığınız çevrelerden ve gruplardan kaçmayın,
fırsatları değerlendirin.
Posted by: modalife on: 08/06/2009
Rengini söyle cinselliği keşfet
Giydiğiniz kıyafetler, evinizdeki eşyalar ve kullandığınız araba cinsel kişiliğiniz hakkında ipuçları verir. Anahtar ise bu eşyalar için seçtiğiniz renklerdir. Etrafınıza baktığınızda özellikle giyiminizde ve ev dekorasyonunuzda belli renklere yoğunlaştığınızı göreceksiniz. En fazla görünen renk sizin baskın renginizdir; cinsel sizi yansıtan renktir. 1975 Ev İç Tasarım Forumu’nda bir psikolog renkler ve cinsel kalıplar arasındaki bağı aşağıdaki şekilde açıklamış. Peki buna göre siz hangi renktensiniz? Kırmızı: Kırmızı herkesin bildiği gibi tutkunun rengidir. Bu rengi seven kişiler ise çok şehvetlidir. Kırmızıyı seven insanları çuvaldaki kaplana benzetmek yanlış olmaz. Kolayca tahrik olur, hayal edilebilecek her yolda cinselliğin tadını çıkarırlar. Cinsel kıvılcım bir kez çaktığında onu söndürmek saatler alır. Kırmızıyı sevenler kavgacı olur ve daha zayıf renkler onlardan kaçınır. Aşk yaşamlarında fantezilerin yeri büyüktür.
Sarı: Favori rengi sarı olan kişilerin cinsel eğilimleri bir hayli karmaşıktır. Çoğunlukla sarı seven kişiler daha güçlü olan partnerlerinin isteklerine pasif davranışlarla uyum gösteirler. Asla cinselliğin tadını tamamen çıkaramazlar ancak hoşlarına giden kimseyi de geri çevirmezler. Bu anlamda sarı cinsel tutkudan uzak bir renktir. Onlar için ilk adımı karşı taraf atmalıdır. Bu yüzden karşı taraf bir hamle yapana kadar yalnızca beklerler.
Pembe: Pembeyi seven insanlar cinsel konularda gelişmeye gönülsüz olurlar. Bu
kadınlar partnerlerine çoğu kez eziyet eder, vereceklerinden fazlası için söz
verirler. Bazı durumlarda dişilikleriyle gösteriş yaparlar çünkü gizliden gizliye
erkeklerden nefret ederler. Pembeyi seven erkeklere gelince… Bu tip erkekler kadınların
peşinden koşar ve kur yaparlar. Hatta aynı gecede üç ayrı randevu verebilen fakat hiçbirisiyle
buluşmayıp barın birinde yeni biriyle tanışabilen kişilerdir. Kocası pembe seven
kadınlar ihtiyatı elden bırakmamalıdır.
Mor: Bu rengi sevenler aşkta da, iş yaşamında da kolay elde edilmezler. Bu
rengi seven kişilerin etrafındakiler, onlara fazlaca bilgiç bulabilir. Mor rengi seven
kadınların kişilikleri son derece güçlüdür. Onlar karşılarındakine gerçekten
inanırsa ilişkiye girer ve oyunu kurallarına göre oynarlar. Erkekler ise aşk
ilişkilerine iş ilişkisi tadında yaklaşırlar. Her iki cinsiyette de moru sevenler
karşılarındakinin hoşnutluğundan çok kendilerininkini düşünürler.
Siyah: Siyah renk gücü ve tutkuyu temsil eder. Cinsellik konusunda sekste tıpkı
kırmızı gibi şehvetlidirler. Genellikle doğalarında sadizim ya da mazohizm vardır.
Bu sebeple seks sırasında da hiçbir sınır tanımadan sevişirler. Biraz içe kapanık
gibi görünseler de aslında sevişme anında diğer renklerden daha cesurdurlar. Fakat
onlar saman altından su yürütenler gibi şehvetlerini yalnızca yatak odalarında
partnerlerini şaşırtmak için gösterirler.
Yeşil: Doğanın rengi olan yeşil güven veren bir renktir. Bu yüzden
partneriniz yeşili seviyorsa doğru kişiyle birliktesiniz demektir. Bu rengi sevenler
cinsel yaklaşımlarında masum ve tazedir. Yeşili seven kadınlar partnerlerine her
zaman sadıktırlar. Tutkuları olsa bile bunu partnerlerine çok fazla göstermezler. Yeşili
seven erkekler anlaşılmaz tavırlarıyla karşılarındakini etkilemeyi iyi bilirler.
Kısacası partneriniz yeşili seviyorsa asla ihanetten şüphelenmemelisiniz.
Turuncu: Turuncu rengi sevenlerin cinsel fantezilere eğilimi vardır. Cinsel
etkinliği kendilerinin başrolü oynadığı tek sahnelik bir oyun olarak görürler.
Önsevişme cinsel birleşme kadar önemlidir. Tatlı şeyler, anlamsız diyaloglar
fısıldarlar. Turuncu insanlar orgazm olamasalar bile çok iyi rol yaparlar. Seks sırasında
şehvetten dolayı p0artnerlerine biraz zarar verebilirler. Turuncu erkekleri eşlerinin
saçını çekmeye, kadınları da eşlerinin sırtında çizikler bırakmaya
eğilimlidirler.
Kahverengi: Bu rengi seviyorsanız, eşiniz için bir hazinesiniz demektir.
Kahverengi sevenler sıcak ve eşinin isteklerine karşı duyarlıdır. Bunun yanı sıra
da kadın ya da erkek her iki cins de son derece romantiktir. Cinsellik onlar için 24
saatlik birşeydir. Ateşin kenarında sarılıp uyumak, yağmurda yürümek kahverengi
sevenler için tahrik edicidir. Ancak şiirsel duyguları öyle bir yapıya sahiptir ki
bir tek kötü söz herşeyi mahvedebilir.
Gri: Bu renk kararsız kişiler tarafından sevilir. Hiçbir konuda heyecanlanmadıkları
gibi renk konusunda da son derece heyecansızdırlar. O yüzden de yorumsuz gölge rengini
seçerler. Gri tercih eden erkekler cinselliği sakinleşme aracı olarak görürler. Ne
fazlası ne de azı. Kadınlar sevişmez, cinsel ilişkiye girerler. Sadece iki sebepten
biri için: Eşlerini memnun etmek ya da hamile kalmak. Sevişme bitene kadar duvar
kağıtlarındaki desenleri sayarlar.
Mavi: Mavi sevenler harika cinsel partnerlerdir. Sevgi doludurlar, eşlerinin
ihtiyaçlarına duyarlıdırlar. Sevişmeyi bir sanat olarak görür ve ilişkilerine
zarifçe yaklaşırlar. Mavi seven erkekler piyanistlere benzerler, piyano çalarmış
gibi zarifçe sevişirler. Mavi kadınları cinselliklerinin tadını sonuna dek çıkartırlar.
Hem kadınlar hem de erkekler önsevişmeden ve ardından gelen birleşmeden hoşlanır.
Evlilikte mavi kişi mükemmel bir eştir, dışarıda gözü yoktur.
Beyaz: Beyaza tutulmuş insanlar için sevdikleriyle birlikte yatmak sevişmekten
daha fazla tercih edilir. Cinsellikten pek fazla hoşlanmazlar. Bu insanların doğasında
biraz tutuculuk vardır. Onlar için, Fransız öpücüğü müstehcen bir şeydir ve gün
ışığında sevişmek duyulmamış bir olaydır. Beyazı seven kadınlar gizlilik içerisinde
soyunur. Erkekler cinsel ilişkiden önce ve sonra mutlaka yıkanır.
Posted by: modalife on: 08/06/2009
Türkler cinsel sorunlarını tartışmak ve gündeme getirmekten artık utanç duymuyor. Bunun en büyük göstergesi de, Türk Androloji Derneği’nin ücretsiz ‘Cinsel ve Üreme Sağlığı Danışma Hattı’nın Temmuz-Ekim ayları arasında tam 10 bin 23 kez aranması. Türkiye’de cinsel sorunlar, geçen yıllara oranla daha rahat dile getirilir oldu. Türk Androloji Derneği’nin (0212) 267 49 49 (20 hat) numaralı ücretsiz Cinsel ve Üreme Sağlığı Danışma Hattı, sorunlarını anlatmak isteyenler tarafından kilitlendi. Temmuz-Ekim ayları arasında hattı arayan 10 bin 23 kişi, yaşadığı problemler ve tedavi alternatifleri hakkında bilgi aldı. Uzmanlar, erkeklerin cinsel problemlerini anlatırken, artık daha rahat davranmaya başladıklarını ifade ediyorlar.
Erkeklerin en büyük sorunu
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Androloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, Türkiye’de 40 yaş üstü 3 milyon erkekte ’sertleşme’ sorunu bulunduğunu tespit ettiklerini söyledi.
Türk Androloji Derneği’nin yaptığı araştırmada, ’sertleşme’ sorununun (Erektil Disfonksiyon-ED) bölgelere göre dağılımı da incelendi. ED, en
çok yüzde 82.6 oranıyla Orta Anadolu’da görüldü. doğuda yüzde 74.7, batıda yüzde
60.1, kuzeyde yüzde 57.9, güneyde ise yüzde 40.9 oranında ED’ye rastlandı.
Eğitim düzeyi de etkili
Prof. Dr. Kadıoğlu, kentsel kesimde, kırsal kesime oranla sertleşme sorununun daha
fazla görüldüğünü vurgulayarak, ‘Eğitim düzeyi düşük olan ve egzersiz
yapmayan grupta yüzde 71.8 oranında ED gözlemliyoruz’ açıklamasını yaptı.
Cinsel sorunlar ilk kiminle konuşuluyor
Partner: yüzde 33
Doktor: yüzde 32
Arkadaş: yüzde 20
Hiçkimse: yüzde 15